Sevgilim.
Hiç duymak istemeyeceğin titrek bir ses ve ucu kırık harflerle sesleniyorum sana. Kalbime çöken hüznün peşine düşmeye korkuyorum. Sokaklarını bilmediğim bu şehirde kaybolmaktan korkuyorum. Sensizlikten korkuyorum. Bir kış vakti, iliklerime kadar donup, bir kaldırım taşının üzerinde ölmekten korkuyorum. Ben tam başımı öte tarafa çevirmişken, senin önümden geçip gitmenden korkuyorum. Sana yetişememekten, arkanda kalıp, gidişini görmekten ölesiye korkuyorum. İnsanın korktuğu başına gelirmiş sevgilim. Gel ve gitme. Haklı olmadıklarını göster tüm insanlığa.
Şimdi, gözüm senden başka bir şey görmüyor. Ne kadar duygum varsa hepsi sana yöneliyor. Tanrı bana bir iyilik yapıp, dünyamın yörüngesini sende durduruyor. Sana kalıyorum. Seve seve ellerine düşüyorum. İster çocukluğuma ver, ister haddinden fazla olan kadınlığıma. Ben seni deli gibi değil, gayet aklım başımdayken istiyorum, seviyorum. Görmek hissedebilmek değil. Ve ben seni gece kadar zift olan perdenin arkasından, hissediyorum. Kelimelerinden oluşan vücudunu, göz kapaklarımda saklıyorum. Ve sen, bir göz kırpma mesafesine dahil oluyorsun. Adını her söylediğimde bir virgül yerleştiriyorum ardına sessizce. Çünkü noktası konan sevdalar biter sevgilim. Ve bitmek bize hiç yakışmaz.
Seni neden sevdiğimi söylemiş miydim sevgilim? Ben, her şeyin olan ben, senden önce nasıldım biliyor musun? Hayatının baharında, güzde kalmış bir çiçektim ben sevgilim. Biraz ölüm, biraz yaşam gibiydim. Dünyadaki tüm güzelliklerden kaçıp, gecenin soğuk koynuna saklanan, kelimelerle oynayan minik bir kız çocuğuydum. Midesindeki kelebekler ölmüş, içinde binlerce dönüm ölü toprak barından minik bir kadındım. Varlık ve hiçlik arasında can çekişen bir ruhtum. Kafatasının içindeki sonsuz karanlığın içinde bocalayan, her adımında farklı bir düşüş yaşayan bir sokak çocuğuydum, kimsesizdim.
Sonra. Sen geldin. Aslında hep vardın, yanımdaydın benden habersiz. Ama bana, ellerinde bir demet papatyayla gülümsediğin gün, geldin. İçimdeki çocuğun alnını öpüp, hırçınlığını, hüznünü bastırdın. Ne kadar kırılmış, incinmiş yanım varsa, teker teker ellerinle toplayıp yerlerine yerleştirdin. İçimdeki ölü topraklara getirdiğin papatyaları diktin. Gecemi bir mumun loş ışığıyla aydınlattın. Ve yorgun başımı gecenin soğuk koynundan alıp, sıcak boynuna yasladın. Hayır, beni hayata döndürmedin. Aksine tüm ölgün, hırpalanmış halimle sevdin beni. Beni değiştirmedin, sevdin. Solmuş gül kokulu satırlarımı, içimi çürüten notaları, beni sevdin. Çünkü bir uykumun arasında, sevilen her kadın çiçek gibi olur, diye fısıldamıştım kulağına. Ben çiçek oldum sevgilim, seninle.
Aslında biz sevgilim, Jean ve Natalie gibiyiz. En az onlar kadar cesur, en az onlar kadar korkağız. Ve onlardan çok, aşığız. Şimdi sana sevginin gücü her şeye yeter desem, çok mu komik olurum? Böyle şeyler ancak filmlerde olur deyişini hatırlıyorum. Ve tekrar karşı çıkıyorum sana, kelimelerine, düşüncelerine. Evet, böyle şeyler filmlerde olur ama gel, tut ellerimden ve filmlerin gerçek olduğunu gösterelim insanlara.
Sevgilim.
Tüm insanlığı, kendi isteğimle öldürebilirim. Onların beni soldurduğu gibi, ben de onları soldurabilirim. Tüm yargı ve kuramların köküne kibrit suyu dökebilirim. Çünkü, kalbim sana sevdalı.