Hakkımda

Fotoğrafım
susuyorum bugün, soru işaretlerini gömüyorum içime. mezar taşım gözkapaklarımdır. dilediğinizi karalayabilirsiniz üstüne. büyüyorum bugün, inancımı keseliyorum annemin çıplak bedeninde.akıtıyorum dualarımı bel çukurundan en derin bilinmezliğe. yutkunamıyorum ben bugün, şimdi sizi daha iyi anlıyorum bayım, yaşamak için tek bir dize.

25 Ağustos 2015 Salı

Sen kırmızıydın, tıpkı batan bir güneş gibi
Beni sevdin çünkü maviydim

                  Bana dokundun ve lila bir gök oldum ben

                  Bulutlu olmasına rağmen gözlerini alamadın gökyüzünden çünkü yeni doğan güneşin getirdiği umutları sevmiştin,
                  lila ve toz pembeydi.
                  bir masalın içinde gibiydik, yıldızlarla bezemiştik birbirimizi

                   Fakat sen moru tercih ederdin, net masalları
                   Tertemiz, bulutsuz gökleri

Birden sahip olduğum tek renk kaldı,
Gri 
Her şey griydi.
Hatıran, içtiğin kahve, ellerin, saçların
Hayallerin, hayallerim; her şey griydi

                      Artık her renkten yoksunuz.

18 Ağustos 2015 Salı



Üstüne sabahın ilk saatlerinin güzelliği çökmüş gözlerin,
Günün ilk ışıklarının göğü okşayışı kadar şefkatli dokunuşların,
Caz kadar pürüzsüz, elma beyazı tenin
Kirpiklerinin gece kadar derin, gece kadar yoğun gözlerinin üzerinde uzanışı
Annemin pazar sabahları pişirdiği tarçınlı kurabiyeleri andıran tadın

Sıcak kumların ayaklarımı yakışı gibi içimi yakan bakışların,
Ve içimdeki yangını söndürmek için koştuğum beni devasa dalgalar gibi içine çeken sarılışların
En sevdiğim şarkıyı söyler gibi konuşmaların
En güzel kitaptaki satırlarda kaybolur gibi sende kaybolan benliğim

Ve sonra
Başımı yaslayıp cama kaybolan gölgeni izleyişim
Kaybolan parçalarımı sıra sıra ağaçların, yolların ardında bırakışım
İçimin içimden çıkışı, duraktan durağa ömrümün tükenişi

Kahve molası için duruşum, ve çay tarlası gözlerine rastlayışım
Çilek kokulu gülüşüne çarpışım
Oyunun en güzel yerinde düşünce ellerimden tutup beni kaldırışın,

Sevincinden yere çakılan uçurtmanın kanayan dizleri...

5 Ağustos 2015 Çarşamba

pazar sabahı pişen kurabiyeler


Pazar günleri evde pişen kurabiye kokularını alırcasına mutluluk duyuyorum ellerinin ellerime tekrar değdiğini düşününce
Çocuk oluyorum.
Salıncakta sallanırken saçlarım uçuşuyor
Ben topa güzel vuramıyorum, o harika.
Rüyalar görüyoruz,
Uyandığımda aramızda okyanuslar...
Ben pek iyi yüzemiyorum, o yine harika!
Fakat yüzmüyor,
Aramızdaki karanlık sulara, benim çırpınışlarıma bakıyor.
Sırtını dönüyor sanki
Kaldığını ve suya atladığını görmek istiyorum, o gitmeye hazırlanıyor gibi.
Rengarenk, gökkuşağı bezeli hayallerimden vazgeçmek istemiyorum
Fakat artık kimse pazarları kurabiye yapmıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

yazlık hüzün

pürüzlü teninde hissettiğim pürüzsüz mutluluk;
diyorum ki kendi kendime, sen hayatta olduğum anlarsın.

düzensiz çarpan minik kırmızı kalbinin sesini dinliyor olmanın yarattığı düzenli mutluluk;
fark ediyorum ki, senin yanındayken nefes alıyorum yalnızca

sıcak yaz akşamlarında tatlı tatlı esen rüzgarsın sen,
lütfen durma

16 Temmuz 2015 Perşembe

Sana yazdığım kelimelerin, sayfaların bugünde sonu gelmedi

Senin olduğun hiçbir sayfada bulunamadı bitmiş cümlelerin sonuna gelen noktalar
Sen bitmiyorsun, sen tükenmiyorsun
Yeni başlangıçlar olmuyor senden sonra, sonuna nokta yakışmıyor senin
Benliğim sende takılı
Ne bir başkasına ait, ne de tamamen kendime aitim
Sen de kalan parçalarım toparlanamıyor
Biz tek bir parça olmuşuz, o dikkatsiz adam çarpmış bize
Dağılmışız
Yıldızlı bir gecenin yeryüzüne yansıması gibi
Parça parça, parlak parlak
Göz alıcı ve hüzünlü
Öylece kalmışız, ne bir araya gelip toparlanmış ne de tamamen ayrılmışız

10 Temmuz 2015 Cuma

Dizlerine koyuyorum başımı.
Gözlerimi kapatıp, akşamüzeri rüzgarını hissediyorum tenimde.
Dalga seslerine, yaprak hışırtıları karışıyor.
Bir kedi misali, mayışıyorum kucağında.
Sonra sen ellerini gezdiriyorsun saçlarımda.
Her bir telini ayrı ayrı okşuyorsun.
Çünkü biliyorsun, saçlarımla oynarsan ben en huzurlu uykuya esir düşerim.
Gök olurum, kuş olurum, mavi olurum.

17 Haziran 2015 Çarşamba

anlatamıyorum, anlatmıyorum.
bazen korkuyorum çünkü anlaşılmaktan.
anlaşılmamanın, anlatamamanın ağırlığını da bu minik omuzlarımda taşıyorum.
bu gecede çok karmaşık her şey, hiçbir şeyi toparlayamıyorum. hep kaybediyorum. sürekli burnunu çeken bir çocuk rahatsızlığında şimdi. karanlık ve mütemadiyen saçmalık. tüm pisliğimi kimliklerin yarıştığı bu enkaza bırakıyorum.
-gidiyorum, karanlığa gömülüyorum

28 Mayıs 2015 Perşembe

Gemiler gibiydi yaşamak.
Ve yine gemiler gibiydi sevda.
Bir baba sıcaklığıydı, gülüşüne yaraşan.
Yırtık bir fotoğraftan ötesiydi geçmiş.
Köklerini en derinlere salmış bir çınardı.
Toprağa benzemişti gelecekse, geçmişin köklerini besleyen.
Her saniye bir öncekinin geleceği.
Her saniye bir ötekinin belirsizliği.
Lakin her saniye sevmek.
Bir önceki saniyeden daha çok sevmek.
Yaşamaya sebepti, sevmek.
Sevmek ve kolların
Çınarın gölgesine sığınmaktı, kolların.
Cehennem sıcaklarını, yanı başından savuşturan,
Huzurumdu kolların.
Bir baba gülüşünün sıcaklığından da sıcak.
Zaten bir babam, bir de sen vardın.
Gemiler gibiydi sevda.
Ve sendin yaşanabilecek en güzel çınar.
Sendin çocukluğumun en serin şahidi.
Tüm paylaşılmışlıkların ortasında,
Sendin yer edinen köklerinde toprağımın.
Geçmiş zaman kiplerimin tek hatalı göstergesi,
Bugünüm.
Huzurum.
Geleceğim.

3 Mayıs 2015 Pazar

Sevgilim.
Hiç duymak istemeyeceğin titrek bir ses ve ucu kırık harflerle sesleniyorum sana. Kalbime çöken hüznün peşine düşmeye korkuyorum. Sokaklarını bilmediğim bu şehirde kaybolmaktan korkuyorum. Sensizlikten korkuyorum. Bir kış vakti, iliklerime kadar donup, bir kaldırım taşının üzerinde ölmekten korkuyorum. Ben tam başımı öte tarafa çevirmişken, senin önümden geçip gitmenden korkuyorum. Sana yetişememekten, arkanda kalıp, gidişini görmekten ölesiye korkuyorum. İnsanın korktuğu başına gelirmiş sevgilim. Gel ve gitme. Haklı olmadıklarını göster tüm insanlığa.
Şimdi, gözüm senden başka bir şey görmüyor. Ne kadar duygum varsa hepsi sana yöneliyor. Tanrı bana bir iyilik yapıp, dünyamın yörüngesini sende durduruyor. Sana kalıyorum. Seve seve ellerine düşüyorum. İster çocukluğuma ver, ister haddinden fazla olan kadınlığıma. Ben seni deli gibi değil, gayet aklım başımdayken istiyorum, seviyorum. Görmek hissedebilmek değil. Ve ben seni gece kadar zift olan perdenin arkasından, hissediyorum. Kelimelerinden oluşan vücudunu, göz kapaklarımda saklıyorum. Ve sen, bir göz kırpma mesafesine dahil oluyorsun. Adını her söylediğimde bir virgül yerleştiriyorum ardına sessizce. Çünkü noktası konan sevdalar biter sevgilim. Ve bitmek bize hiç yakışmaz.
Seni neden sevdiğimi söylemiş miydim sevgilim? Ben, her şeyin olan ben, senden önce nasıldım biliyor musun? Hayatının baharında, güzde kalmış bir çiçektim ben sevgilim. Biraz ölüm, biraz yaşam gibiydim. Dünyadaki tüm güzelliklerden kaçıp, gecenin soğuk koynuna saklanan, kelimelerle oynayan minik bir kız çocuğuydum. Midesindeki kelebekler ölmüş, içinde binlerce dönüm ölü toprak barından minik bir kadındım. Varlık ve hiçlik arasında can çekişen bir ruhtum. Kafatasının içindeki sonsuz karanlığın içinde bocalayan, her adımında farklı bir düşüş yaşayan bir sokak çocuğuydum, kimsesizdim.
Sonra. Sen geldin. Aslında hep vardın, yanımdaydın benden habersiz. Ama bana, ellerinde bir demet papatyayla gülümsediğin gün, geldin. İçimdeki çocuğun alnını öpüp, hırçınlığını, hüznünü bastırdın. Ne kadar kırılmış, incinmiş yanım varsa, teker teker ellerinle toplayıp yerlerine yerleştirdin. İçimdeki ölü topraklara getirdiğin papatyaları diktin. Gecemi bir mumun loş ışığıyla aydınlattın. Ve yorgun başımı gecenin soğuk koynundan alıp, sıcak boynuna yasladın. Hayır, beni hayata döndürmedin. Aksine tüm ölgün, hırpalanmış halimle sevdin beni. Beni değiştirmedin, sevdin. Solmuş gül kokulu satırlarımı, içimi çürüten notaları, beni sevdin. Çünkü bir uykumun arasında, sevilen her kadın çiçek gibi olur, diye fısıldamıştım kulağına. Ben çiçek oldum sevgilim, seninle.
Aslında biz sevgilim, Jean ve Natalie gibiyiz. En az onlar kadar cesur, en az onlar kadar korkağız. Ve onlardan çok, aşığız. Şimdi sana sevginin gücü her şeye yeter desem, çok mu komik olurum? Böyle şeyler ancak filmlerde olur deyişini hatırlıyorum. Ve tekrar karşı çıkıyorum sana, kelimelerine, düşüncelerine. Evet, böyle şeyler filmlerde olur ama gel, tut ellerimden ve filmlerin gerçek olduğunu gösterelim insanlara.
Sevgilim.
Tüm insanlığı, kendi isteğimle öldürebilirim. Onların beni soldurduğu gibi, ben de onları soldurabilirim. Tüm yargı ve kuramların köküne kibrit suyu dökebilirim. Çünkü, kalbim sana sevdalı.

28 Nisan 2015 Salı

-

Her gece “bu gece son" diyip, tekrar tekrar uçurumdan düşmek ve orada asılı kalmak, boşu boşuna çırpınmak, sesin çıkmadığı halde bağırmak ve ağlamak, aldığın her nefeste göğüs kafesine bir şeyler batması, her şeye tepkisiz kalmak, hissedememek ne kadar kötü bir şey biliyor musunuz? Ve daha kötüsü bunların bir sebebi, adı olmaması. Anlatamamanız. 


19 Nisan 2015 Pazar

*

kendimi kaybediyorum sonra. 

yüzündeki benler tanıdık gelmiyor.
sonra sen örmüyorsun saçlarımı,
dünyada ne kadar toz varsa gözüme kaçıyor.
plastik sevinçlerimi elime yüzüme bulaştırıp mutsuzluğumu örtmeye çabalıyorum hala.
büyüyemedim belki de.
aslında ben sayfalar dolusu konuşmak istiyorum,
ama cümlelerim titriyor.
bir zamanlar canın yansın istediğim için affedilmiyorum.
ellerinden daha temiz bir yer yok biliyorum.
sarılıp koklayacak oluyorum,
gücüm yetmiyor.

12 Mart 2015 Perşembe

Anlatılmıyor bazı şeyler, ne söylesek eksik kalıyor. Hep atlıyoruz bir şeyleri, ya da öyle hissediyoruz.

Pişmanlık duyuyoruz söylediğimiz ya da söyleyemediğimiz her kelimeden dolayı.


Korkutuyor bizi; aklımızdan geçenler, kalbimizdeki fırtınalar...


İçimizdeki kaosu özetleyemiyoruz bile kelimelerle.


Bunu ancak bakışlar anlatabiliyor.


Bunu ancak bakışlar anlatabilir.


Kelimelerle anlatılmaya çalışılan her duygu eksik kalır biraz.


Bu yüzden susarız; ve izleriz onun o derin bakışlarını,


Bu yüzden dururuz; ve kokusunu ciğerlerimize doldururuz yavaşça.


Konuşmayız, sadece bakarız ve hissederiz.


Göz göze gelince bundandır paramparça oluşumuz.


Bundandır, aynı zamanda gözlerine bakamadığımızda kayboluşumuz.


Evsiz kalışımız bu yüzden, hissetmediğimiz için kalbinin atışlarını.


Parmak uçları parmak uçlarımıza değmediğinden ölümümüz.


Sensizlikten hep bu nefessiz kalışlarım.

11 Şubat 2015 Çarşamba

kimler üzmüştü onu?
cümlelerinin omuzları bu kadar düşük müydü eskiden de?
saçlarının kıvrımını unuttuğumda ellerim titrerdi. daralırdı gökyüzü. siz hiç bulutları intihar ederken gördünüz mü?
saçmalama!
artık orda olmadığını bende biliyorum. ama yine de o sokaktan geçerken arkama dönüp bakıyorum.
bütün suyu içsede tanrı kana kana, orası deniz midir hala?

6 Şubat 2015 Cuma

Yatağımın duvara yaslı olduğunu ve her sabah ters taraftan kalktığımı bilmelisin.
Yıllardır ayıcığıma sarılmadan uyuyamadığımı da.
Kestaneyi ve Turgut Uyar'ı ne kadar sevdiğimi de.
Sabahları umutla uyanıp geceye doğru hüzne boğulan insanlardan olmadığımı da. 
Her an hüzün dolu olduğumu.
Kahvaltı yapmaya bayılan ama hayatının o güzel kahvaltısını hiç yapmamış biri olduğumu da eklemelisin.
Ayrıca çayı şekersiz ve demli içtiğimi unutmamalısın.
Akşam üstüne doğru yağan ve ardında toprak kokusu bırakan o yağmura bayıldığımı da.
Belki de yolculuk sırasında başımı cama yaslayıp dışarısını izlemeyi ne kadar sevdiğimi de bilmelisin.
Kirpiklerine ve gözlerine doğru güneş vururken gözlerime bakmanı, nereye gideceğimizi bilmeden yürümeyi ne kadar özlediğimi de.
Derken uzayıp giden bir listenin de esiri olmamalısın mesela.
Her neyse işte, böyle şeyler yalnız, yalnızken oluyor.
Günaydın, sahi nerede kaldın?

8 Ocak 2015 Perşembe

Sonra, gidiyor.

Geriye şarkılar kalıyor.

O gitmeden evvel kocaman bir gülümsemeyle dinlediğin,

O gittikten sonra göğsüne gökyüzü oturmuş gibi bir his veren,
 
Şarkılar kalıyor.

Bu yüzden gitmeyin.

Sırf bu yüzden.